Politik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2012 Cuma

KALAS

Bahçe çitlerine bakıyordum. Sık aralıklarla birbirilerine sokulmuş tahtacıklar. Hep yan yanalar, hep ama hep. Birileri gelip onları ayırıp o çiti minik kalaslar haline getirene dek sürekli yöresel bir dansı sergiler gibi yan yana dururlar. Bazen sorun çıkabilir tabi. Mesela bir yağmur yağar, eğrilir bazıları. O zaman işte dağılıp ayrılabilir biri ya da birkaçı hatta hepsi bazen. Emekle bir araya getirilmiş o kalaslar kalas olduğunu hatırlayıp yağmurun yumuşaklığına aldanıp koy verir kendini. Güzelce bir araya getirilmiş hatta bazen süslü, boyalı kalas birlikteliği çiti, alıp ateşe falan atıp yakamazsınız. Çünkü onlar kalaslar değil bir arada olduklarından güzel bir çittir.

Çitleri bir kenara bırakıp çiftlere bakacak olursak… İki kişi yürüyorsan kaldırımda çiftsindir. Konuşabilirsin, bakabilirsin ona, çukura düşecekken yanındaki tarafından uyarılabilirsin ve düşmezsin iki kişiysen. Hele bir de eli elindeyse yanındakinin korursun onu korunursunda. Sevgilin, karın, kocan, çocuğun, kardeşin, annen, baban. Böyle yaylı fayton gibi giderken yolda, kendini su birikintisi sanan bir çamur deryasını göremezsin ve seni tutan el çekebilir kuru yana. Tek başına dolaşırsan yalnızsındır. Adın budur; ‘‘yalnız’’ Yalnızken gülersen deli derler, yanında biri varsa adın mutlu olur. Yanında biri varken ölmeye yeltenirsen, bak işte burada bir dezavantaj var; ölemeye bilirsin. Katille yürürsen yolda öldürülebilirsin o ayrı tabi. Yan yana iken mesela; kafanı kırmak için birileri sokulursa sana, yenecek dayak pay edilir aranızda. Gülsen de, dayak da yesen yani ikiden ibaret olsa da bu yan yana olma hali, iyidir.

Duvar örerler ya tuğladan… Bir sürü tuğla kullanılır. Tek tuğladan değil duvar, karateciye antrenman bile olmaz. Evlerimiz neden duvarlardan oluşur? Karateciler bizimle antrenman yapmasınlar diye. 

Her şeyi bir kenara koyduk. Devlet dairelerinde falan sesinizi çıkardınız mı hiç? Bırak daireyi falan, sokakta ses çıkmıyor artık. Bilmem ne konusunda, bilmem ne caddesinde ya da okulunda bugün protesto vardı. Kaç kişi 14,5 tan 15. Kalabalık güvenlik güçleri tarafından dağıtıldı. N’olmuş? 15 kalas çit olmaya kalkmış. Bahçivan gelip sökmüş hepsini. 15 tuğla bir araya gelmiş karateciler gelip antrenman yapmışlar. Protesto edilen konu sadece o 15 kişiyi rahatsız etmiş demek ki? Yani galiba öyle. Ülkemizde nerede olduğunu bile bilmediğimiz Sarıbeyler köyünün muhtarını protesto ediyordu onlar çünkü! Muhtar karar almış. O 15 kişiyi de belirlemiş, onların yakacak tezek ihtiyacında kesintiye gidilmiş. O 15 kalas da Ankara’ya yürümeye kalkmışlar protesto için. Her halde diyorum böyle oldu.

Bir şey söyleyecek isen çit olarak söyle. Bir şeyin karşısında duracaksan duvar ol öyle dur. 
Tuğlaysan kırarlar, kalas olursan yakarlar…

Serhat CAN - 25.04.2012

Mavi Oyuncak Arabam


İkiye, üçe, beşe ayırdılar bizi.Sünniler Alevileri dövebilir.Türkler PKK yüzünden Kürt komşularını evlerine sokmayabilirler.


Bir çorba kâsesi dostluklar yitirilip gidiyor.
Ermeni, Rum, Çerkez, Çingene, Arap veya Afrika kökenli.
Biri yere düşmeye görsün önceden, kolundan tutup kaldırıl, bir bardak su verilmez miydi?
Yan evde bizim mahallede yangın çıktı. Evsiz kaldı komşularımız.
Komşunun oğlu arkadaşımdı. Biz hep sokakta oynardık onunla ama akşam ezanı okunana kadar evde olurduk. Şimdi ailece sokaktalar ama oyun oynamıyorlar. Hava oldukça karanlık ve soğuk. Komşumuzun evi yandı sokakta kaldılar. Koştular aldılar annemler onları bize. Arkadaşım da, ben de çok küçüktük. Oyun oynayalım dedim…
İstemedi.
Ses bile vermedi. Korkmuş, yüzü gözü is içinde sadece baktı bana.

Bir hafta oldu olmadı. Mahallede bir kalabalıktır anlaşılmaz. Yani ben anlamamıştım o zaman. Babama sürekli başka adamlar gelip ‘bu böyle olmaz’ diyorlar.
Ne olmaz?
Müslüman değillermiş onlar?
-Ne? Dedim çocuk aklımla. Müslüman değiller miymiş? Arkadaşım da mı? Gâvur mu?
İstemem artık ben de. Mavi arabamla nah oynar bundan sonra!
O zaman benim mavi oyuncak arabamın abdesti kaçar diye düşünmüş olabilirim.
Nereden duydum nasıl öğrendim bilmiyorum da Müslüman olmamak kötü bir şey o zaman.

Babama sürekli başka adamlar gelip yine bu böyle olmaz diyorlar.
-Olmaz tabi atalım bunları evimizden. Gâvurmuş bunlar.
Ben de ki gaz; Vatan toprağına düşman eli değmiş gibi!

Sonra bir öğleden sonra eve geldim. Gâvurlar gitmişti. Anneme dedim…
-Oh be!
Nerede benim mavi arabam rahatça oynayayım.
Baban da dedi.
Babam mı oynuyormuş? Akşam işten gelirken getirecekmiş.
-Peki anne.

Akşam oldu babam geldi. Mavi araba… yok!
Baba arabam nerede?
Arkadaşına verdim. Dedi.
Gâvura vermiş oyuncağımı.

Bak oğlum dedi. Biliyor musun bizim de evimize hırsız girmişti. Annen sana hamileydi. Çok korkmuştu. Hırsızı biz komşu amcanla beraber yakalayıp polise teslim etmiştik dedi.

Gâvura bak sen… Babama yardım etmiş. Kapının dibi, pencere bitişiği mavi arabamın ortak oyuncusu komşu gâvur arkadaşım. Mavi arabam onda kalmıştı.
Babam dedi ki arkadaşın arabanı çok istedi çünkü onun bütün oyuncakları yangında yanmış.
Kızdın mı bana oyuncağını verdim diye?
Kızmadım, hiç kızar mıyım artık. Gâvur komşumuzla hırsız bile yakalamışsınız. E bu adam o zaman gâvur falan ama iyi adam demek ki benim arkadaşım da iyi çocuk zaten.

İyi de madem iyiler… Neden mahallede babama gelip bu böyle olmaz dediler.

Şimdilerde anlıyorum. O zaman o –bu gâvurlar buradan gitsin
diyenlerin hiçbirinin evine hırsız girmemiş, hiç birini evi yanmamıştı. Ne yardım görmüş Ne yardım etmişlerdi. Onlar sadece bizim gâvur komşuları sevmemekle yetinmişlerdi.

İnsanlık gerektirir ki; iyi olun.
Dinimiz der ki; iyi olun.
Akıl mantık; iyi olun.
Doğarsın iyisindir zaten.

Biz bu kadar iyiyiz… İyiydik… Ne zaman kötü olduk? Neden olduk?
Bizim komşumuzla bile kötü olmamız birilerinin hoşuna mı gidiyor?

Babam mavi arabamı vermemiş. Komşu çocuk da istememiş zaten.
Şimdi o çocukluk arkadaşımı arıyorum. Mavi Araba halâ duruyor.
Gördüğüm zaman hediye edeceğim ona…!

Serhat CAN – 14.08.2012 

14 Temmuz 2011 Perşembe

Duygu Kekemesi Manifestosu…


Bir politik örgüt gibi yaklaşılmalı bu oluşuma. Kendi içinde yaratılan ve aslında hiç kimseyle ilgisi olmayıp herkesle ilgili olmayı başarabilen bir politik örgüt. Bireysel bir isyan ancak bu isyan, kimseler meydanlara koşmasa da toplumsal bir hal almış bile çoktan. Politize edilmiş duygulardır aslında yazılan bütün mısralar. Kendi iç, hayat siyasetinde kurduğun bir duygusal bir partidir burası.



Nedenleri…

Çocukluğundan bu yana, ulan bende bu şekerimin karıncalar tarafından istilasına çok ağlamıştım diyebildiysen, Ergenken en meşgul olduğun organını sende gurur kaynağı saydıysan, anne – kız kördüğümünde altından sandıysan kendininkini, sonra hemen devamında kölesi olunacak bir şey değil aslında bu durumun büyük bir bela olduğunu anladıysan, açık cinselliğin sapıklık, kekeme duygularla talep edildiğinde aşık olduğunu anladıysan, ardından kendini alengirli kelime yığınlarıyla anlatım için yetiştirdiysen, ve sonunda bunu kendine itiraf edebildiysen buradasın. Bu partinin üyesisin.



Ve/veya…

Toplu taşımada borç bilet isteyen insanların sahte kibarlığını keşfettiysen, esnafın malını satın almak için yaklaştığında sana kraliçe gibi davranıp, malı almadığında arkandan; arkana, önüne ve tanımadığın akrabalarına bile ağzıyla tecavüz ettiğini biliyorsan, sütlü tatlıların süt kremasıyla yapıldığı, ‘’taze abla bugün geldi’’nin bir yalan olduğunu biliyorsan, senden bir şey isteyenlerin iyi insanlar olduğunu düşünmüyorsan, sen birinden bir şey isterken iyi insan taklidi yapıyorsan, bukalemun senin idôlün ise insan ilişkilerinde, maymun karşı cins ilişkilerinin ortamını hazırlamakta hocan ise, kimsenin artık siyah ya da beyaz olmadığını biliyorsan, gri en sevdiğin kişilik rengiyse, ‘’oğlum neden okulda yıllarca gri pantolon ve etek giydik sanıyorsun?’’ –gri’lik konusuna geri döneceğiz. Canını sıkan insanların sayısı çevrende her geçen gün artıyorsa, yoğurdu ekşi de yiyebiliyorsan ve raky içiyorsan mesela, yahut fark etmez ş’arap, bir A, üç harfli tonik, voltKA, tek ilah vb içiyorsan da olur. Fındık fıstık gevelemek, sakız ezmek ağzında, tütün filtresi bükmek dudaklarında hobilerin arasındaysa. Çay içiyorsan bir de tek şekerli içiyorsan çayı, buradasın arkadaşım, sen de bizdensin. Çünkü ellerin yaz kış soğuk, çay bardağına sarılıyorsun. İnce bellisine fit bir mini kadın muamelesi yapıyorsun. Bu partinin üyesisin.



Tipi ne ettiklerimiz de bizden aslında…

Saçını böyle yana taramıyorsan, saçını uzun ya da kısa önemsemiyorsan veya en azından önemsemiyor modeli bir saçın varsa, saçındaki beyazları yaşlanma değil olgunlaşma sayıyorsan, kadınlara özenip saçını siyaha, koyu ya da orta kestaneye boyayıp beyazların isyankâr değişim talebini engellemiyorsan, cep telefonu, sigara paketini ve araba anahtarını elinde taşımıyorsan, sigara paketini çorabına saklamıyorsan, el çantanı dirseğinin iç kısmına asmıyorsan, sonra kendine dış cephe kaplama yapar gibi boyalara bulamıyorsan, Türkçeyi İngiliz aksanıyla konuşmuyorsan, bu sınırlamaları bazen de olsa göz ardı edebiliyorsan, kimsenin tipine etmiyor veya görünüşüne ağzınla tecavüz etmiyorsan, bizdensin aslında. Bu partinin üyesisin.



İnanmak meselesi;

İnancımız gereği; inancımızın her hangi bir şeyi gerektirmemesi gerekir. Biz kendimize inanırız, sen sana kandırıkçılık yapamıyorsan kimseye yapamazsın. İnanç kalple ilgilidir ve kalp kekelenen duygular dışında herhangi bir şeye ihtiyaç duymaz. Neyse ki yukarıdaki yazılanları okudunuz ve buraya kadar geldiniz. O zaman hoş geldiniz safa geldiniz. Bir başkasına da inanabilirsiniz, sonuçta inandığınız bir insan olur. İnandığınızı göremiyor ona dokunamıyorsanız duygularınızı aldırmışsınız anlamına gelebilir. Her an bulmacalardaki kuzu sesini çıkarabilirsiniz demektir. Birileri size kurallarını söylemiştir ve kurallara uyuyorsunuz. Duyguların kekelenmesinde herhangi bir kural yoktur. Manifestonun diline baktığınız da tamamen -böyleyken böyle- imaları kullanıldığını görürsünüz. Yani zorla değil ya arkadaşım böyleysen buradasın işte değilsen yoksun zaten ve aslında bunları bile okumuyorsun zaten. Şu ayrıntıyı da unutmamak lazım sucuklu yumurtaya tapana bile saygıda kusur etmiyorsan, bizdensin aslında. Bu partinin üyesisin.


Deniz üstü köpürür de sen altındaki köpükleri görebiliyor musun?

Hey canım rinna nay rinna rinna nay… Mavinin ta dibinde beyaz köpüğü nereden bulacaksın. Denizin mavi olduğunu biliriz. Bir takım insan der ki hayır efendim güneş kırılması vb. nedenlerden dolayı deniz mavi görünüyor aslında o sudur ve renksiz, şeffaftır. NAH… öyledir. Yapılan araştırmalara göre deniz suyu renginin mavinin çok açık bir tonu olduğu tespit edilmiştir. Kimsenin yanında deniz şeffaf falan demeyin gülerler alim-allah. Duvar dibine ekmek koyarlar, koydun da hiç izledin mi o ekmeği yiyen kedi köpeği? Su koydun sıcağın alnına kesi için. Düşündün mü hiç kedicik bu hamam suyu ısısındaki suyla nasıl serinler diye? Otobüse çamurlu ayaklarınla binince düşündün mü bu otobüsü kim temizliyor diye? A.V.M.’ler saat bilmem kaçta kapanıyor ama orada çalışan evine kaçta varıyor onu düşündün mü? Aracını park ettiğin yerde para ödemediğin zaman lastiği patlatan çivinin hangi mahalle nalburundan alındığını düşündün mü? Düşünsen n’olcak gidip nalburu mu döveceksin? Dövsen de nalburu o çiviyi sattı diye, lastiğini patlatan çocuğun, çocukluğuna inmek gerektiğini, eğitim sistemini, eğitim hakkı varda paralı, ekonomiyi, ekonominin insanlığı nasıl etkilediğini, gelir seviyesi farklılığından doğan saygısızlığı, düşmanlığı düşündün mü? Duygu Kekemesi böyledir işte arabayı park etmekten yola çıkar ve deniz altı köpükleri köpürtür. Duygu Kekemeliği bir delilik halidir de aynı zamanda. Şöyledir Duygu Kekemesi kelimeleri ağzından çıkartırken hiç teklemez ve yazarken asla ama asla heyecanlanmaz. Anlatırken ve aslında hayatı politize ederken tereddüt etmez. Yaşarken asla düşünmez. Duygu Kekemesi düşünmüştür ve artık yaşamaya karar vermiştir. Sizde yaşamaya karar verdiyseniz artık bizdensiniz aslında. Bu partinin üyesisiniz…

Serhat CAN /14.07.2011